« Önceki |

27/10/2008

ATA'MIZA göre dünyanın en büyük insanı kim biliyormusunuz..?

ATA'MIZA göre dünyanın en büyük insanı kim biliyormusunuz..?

Atatürk bir akşam, Çankaya'da arkadaşlarına sordu

- Dünyanın en büyük insanı kimdir?

- Timur'dur Paşam!

- Değil.

- Fatih'tir.

- Değil.

- Yavuz Sultan Selim.

- Değil.

- Alpaslan.

- Değil.

- Napolyon.

- İskender.

- Değil.

Nafile!.. Ne derlerse Atatürk "değil" diyordu. Dalkavuklardan biri dayanamadı:

- Sizsiniz Paşam., dedi.

Atatürk, bu zatı tersledikten sonra, sualinin cevabını kendisi verdi:

- Dünyanın en büyük insanı Hz. Muhammed'dir. Ölümünden bu yana bin üç yüz sene geçtiği halde, günde beş vakit, Cenab-ı Allahtan sonra adı söylenen Hz. Muhammed'dir...

9/8/2008

EN TEHLİKELİ YAZAR KİM ?

Eski Türk filmlerinden biliriz:Fabrikatör işadamımız makam odasında eli çenesinde bir o yana bir bu yana dolaşıp durmakta, bir yandan da ya bir mektup ya da önemli bir evrakı “katibe”si ne yazdırmaktadır. Ve bu sırada sık sık “Yaz kızım!” sözlerini duyarız. Biraz zaman geçtikten sonra da, “Bir oku bakalım, ne yazmışız?” sözlerini duyarız. O beyin “Yazdıklarını” kontrol ve düzeltme şansı her zaman var. Beğenmediyse düzelttirebilir, olmadı tamamen sil baştan deyip yeniden yazdırabilir. Peki, bizim böyle bir şansımız var mı? Farkında mıyız belli değil; ancak biz de her gün birilerine bir şeyler yazdırıyoruz. Hem de öyle bir yazdırış ki, hiç ara vermek yok. Yataktan kalktığımız andan başlıyor, gece olup da bir daha yastığa baş koyduğumuz ana kadar devam ediyor. Epey stresli bir o kadar da tehlikeli bir yazarlık aslında bu; ama biz maalesef çogu kez bu tehlikenin pek de farkında olamıyoruz. Ne söylesek, ne yapsak yazılıyor, aslında biz yazdırıyoruz. 
              

“İlahi güvenlik kamerası” her şeyimizi hem de omuz başımızdan kaydediliyor. Gaflet gözümüze perde olmamalı. Önümüze konduğunda, “bunu ben mi yazdırmıştım?” dememek için şahsi kitabımıza iyi editörlük yapmalıyız.

9/8/2008

Duygular Adası

Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.

Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.
Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.
Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.
Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.
Zenginlik, "Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.
Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!",
Kibir "Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş.
Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim."
Üzüntü "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."
Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış.
Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."
Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.
Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş:
"Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş.
"Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk.
Bilgi gülümsemiş:

9/8/2008

BORCUM VARDI

 Oldukça yaşlı bir adam, kendisi gibi kamburlaşıp yere yanaşmış bir ağacın altında ağlıyordu. Biraz önce irikıyım bir genç yanına sokulmuş ve kendisinden içki parası istedikten sonra bir de tokat atmıştı. Yaşlı adamın yere yıkıldığını görenler, hemen yardımına koşup;

-         Geçmiş olsun dede, dediler. O serseri ne istedi ki senden?

Adamcağız bir şey olmamış gibi toparlanmaya çalışırken:

-         Eski bir borcu vardı, onu istedi, dedi. Yapması gerekeni yaptı sadece…

Çevresindekiler, ihtiyar adamı yerden kaldırdıktan sonra eline bastonunu tutuşturup aceleyle işlerine koşuştular. Herkes ayrıldığında, hadiseyi başından beri görmüş olan bir delikanlı koluna girerek:

-         Fazla hırpalandınız, dedi. Ağacın gölgesinde biraz oturalım mı?

Yaşlı adam yorgun bakışlarını yukarı yöneltip:

-         Benim bu ağacın altında dinlenmeye hakkım yok yavrum dedi. Ölünceye kadar da olmayacak.

Delikanlı, söylenenden bir şey anlamamıştı. Meraklı gözlerle kendisine bakarken, onu tekrar hıçkırıklara boğulduğunu fark etti.

Yaşlı adam, iniltiye benzeyen bir sesle:

-         Elli yıl kadar önceydi, diye devam etti. Rahmetli babamı, sigara parası almak için bu ağacın altında azarlamıştım. Yani biraz önce evladımın beni dövdüğü yerde.

Delikanlı ne diyeceğini bilemedi ve şimdi biraz daha bitkin görünen ihtiyarın sakinleşmesini bekledikten sonra, onu arabayla evine bırakmayı teklif etti.

Adam titrek adımlarla yoluna koyulurken:

     -     Evim oldukça uzakta yavrum. Ama ben yürüyerek gideceğim oraya. Babamın da onu azarladıktan sonra, üzüntüsünden yayan döndüğü gibi. Hem şehir dışındaki kabristana uğrayıp bir Yasin’le öpeceğim ellerinden…            

9/8/2008

Sen Bilirmisin

Sen bilirmisin için kan ağlayarak mutluluk maskesiyle dolaşmayı,
Sen bilirmisin kalabalık içinde yalnızlığı ve çaresizliği,
Sen bilirmisin o senin olmadığı için her sabah güneşin doğmaması için tanrıya yalvarışını,
Sen bilirmisin sevdiğin aklına geldiğinde sol yanının sancımasını,
Sen bilirmisin hiç durmadan kanayan sevda yarasına tuz basmayı,
Sen bilirmisin dermansız dertler diyarında muhabbet hapis yatmayı,
Sen bilirmisin bu aşk iletinden kurtulmak için çabalayıpta kurtulamamayı,
Sen bilirmisin canından ayrı kaldığın günlerin zindan geceler gibi acı verdiğini,
Sen bilirmisin aşkın için sevgin için herşeyi göze alıp mücadele edip savaşmayı,
Sen bilirmisin uğrunda herşeyini feda edeceğini sevdiğinin ellere gidişini,
Sen bilirmisin gelecek için birlikte kurduğunuz hayallerin bir bencillik uğruna yıkılmasını,
Sen bilirmisin o böyle mutlu diye sevdiğini ellerle paylaşırken sessiz kalmayı,
Sen bilirmisin kavuşmak için tek çare olduğuna inanıp AZRAİLLE bile dost olmayı...